Edebiyatta ve sinemada ‘1 Şey’in izinde

Birkaç haftadır severek dinlediğim bir podcast var. Aslında yeni değil, üçüncü sezonuna girmiş bir program, ama ben yeni formatı ile keşfetmiş oldum, geçmişe doğru devam ediyorum dinlemelerime. Adı “1 Kitap 1 Film” iken “1 Kitap 1 Film 1 Şey”e dönüşen yayında Eylül Görmüş ve Tuğçe Arslan Üçer bir duygudan, bir olgudan, bir ‘şey’den yola çıkarak sohbet ediyorlar, sözün içinden o şeyin onlara çağrıştırdığı filmler ve kitaplar geçiyor. Kitaplardan alıntılar yaptıkları, filmlerden sahneler anlattıkları, kişisel deneyimlerini, hayata dair düşüncelerini paylaştıkları çok doyurucu ve ufuk açıcı sohbetler… 

Bu sezon en çok dinlenen bölümlerinin ‘şeyi’ “Evlilik: Mümkün mü hâlâ?”. Biri evli diğeri ise evliliğin “fikrini bile kafasında yeşertmemiş” iki kadın olarak edebiyatın da sinemanın da gözdelerinden olan bu temayı masaya yatırıyorlar. 

Kolombiyalı yazar Hector Abad Faciolince’nin “Angosta” kitabından “Erkekler evli olmasalar mutlu olacaklarını düşünüyor, kadınlarsa kocaları başka bir olsa mutlu olacaklarını. Evliliğin sırrı bu işte, mutsuzluğumuza bir sebep yakıştırabilmek için mükemmel bir mazeret sunuyor bize” diyen bir alıntıyla başlayıp Ingmar Bergman’ın unutulmaz “Bir Evlilikten Manzaralar”ından, Ronan Hesion’un “Leonard ve Hevesli Kalp” kitabından, yalnızlıktan, rutinlerden,  

David Park’ın “Bilinmeyen Ülkede Yolculuk”, Javier Marias’ın “Beyaz Kalp”, Julian Barnes’ın “Aşk Vesaire” kitaplarından, Noah Baumbach’ın “Marriage Story”, Woody Allen’ın “Husbands and Wives”, Ferzan Özpetek’in “Karşı Pencere” filmleinden ve daha bir sürü şeyden söz ediyorlar. 

Hem çok eğlenceli, hem çok bilgilendirici ve okuma – izleme isteği uyandıran bir yayın. 

KarDes rehberliğinde Frenk Mahallesi 

Eylül Görmüş ile Tuğçe Arslan Üçer’in üçüncü sezonda yaptıkları “Şefkat” ve “Nostalji” konulu yayınlarını da aynı keyifle, “Bir kağıt kalem alıp not etsem” diye diye dinledim. “Nostalji” sırasında İstiklal Caddesi’nde yürüyor olmam bir tesadüf müydü bilemiyorum, bende en çok geçmişe özlem uyandıran yer burası çünkü. Kitap aldığın sahaf, film izlediğin sinema, kahve içtiğin cafe, hiçbir şey mi yerinde kalmaz bir semtte. Ki bu sadece kendi kısıtlı yaşam süremdeki deneyimim. Bir de bizden çok öncesi var, babamızın evi sandığımız şehrin bizden önceki sahipleri. Ya da bizim gibi misafirleri. 

Böyle durumlarda hatırlamak, unutmamak adına başvurmayı sevdiğim bir uygulama var; Hrant Dink Vakfı tarafından hayata geçirilen “KarDes: Çokkültürlü Hafıza Turları Rehberi”. İndiriyorsun telefonuna, takıyorsun kulaklığını, o sokaklarda ne vardı eskiden, kimler geldi, kimler geçti buralardan, öğreniyorsun. 

Ben Beyoğlu Tiyatro Turu’nu Tilbe Saran’ın sesi eşliğinde tamamlamıştım, Tatavla Turu’nu Nazan Kesal’ın. Zaman içinde ne kadar çok yeni içerik eklemişler. Şahane bir “İstanbul’un Çokkültürlü Kadın Hikâyeleri” var mesela, Deniz Kızı Eftalya’lar, Madam Anahit’ler… Hem de Nur Sürer’in sesinden. Kınalıada’yı Berkay Ateş rehberliğinde gezmek mümkün, Yeşilköy’u Tuğrul Tülek’in. 

İstanbul ile ilgili çok zengin seçenekler var uygulamada. Ama artık Ankara ve İzmir de eklenmiş. Sonuncusu da İzmir’in “Frenk Mahallesi”. 17. yüzyıldan itibaren İzmir’e gelen Avrupalılar’ın yerleştiği, Kemeraltı’nın kuzeyindeki kıyı bölgesi. Merkezi Rue Franc, Aziz Polikarp, Ayios Yorgos, Santa Maria, Ayia Fotini kiliseleri, Madama Han, Blumberg Mağazası, Tatikyan Matbaası, Aya Fotini’nin 33 metrelik çan kulesi ve komşu köylerden bile duyulan çanının sesi… 1922 yangınında yok olan mahalle… Dinamitle patlatılan çan kulesi… Bire bir replikası Atina’daki Nea Smyrni mahallesine inşa edilmiş 1998 yılında. 

Frenk Mahallesi’nin hikâyesini Jaklin Çatal’ın sesinden dinliyoruz. Öğreniyoruz, hatırlıyoruz, unutmuyoruz. 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x